Düşünceler · İnanç

Acı çekmenin dayanılmaz cazibesi ve şükür

Tasavvuf ile tanışmam pek hoş bir tanışma değildi maalesef. Hatta yaşadığım tecrübe beni İslam’ın doğruluğunu ve Allah’ın varlığını sorgulamaya kadar götürdü. O zamanlar üniversiteden tanıdığım bir arkadaşım, tasavvuf’un tarihi hakkında bir yazı göndermişti ve tasavvufla ilgili olumsuz düşüncelerimi daha da perçinlemişti. O yazıya göre tasavvuf din içinde uydurulmuş başka bir dindi. Allah ile insanların arasına gereksiz başka insanlar sokuyorlar, peygamberimiz (s.a.v.)’i ilahlaştırıyorlar, Dünya’dan el etek çekip, miskin miskin sadece kendi nefisleri ile uğraşıp duruyorlar vesaire. Bu bilgi beni bir nevi rahatlatmıştı. Ama mânâ arayışım hep devam etti. Bu Dünya’ya niçin gelmiştik? Ve Allah bizden ne istiyordu? Bu soruların cevabını sonunda Devdas adlı bir Bollywood filminde bulmuştum. Cevap neydi? Sevgi. İsmet Özel’in bir şiirindeki mısrada yazdığı gibi : “halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti”. Bu cevabı sadece bilmekle yetindim maalesef , bildiğimi yaşamadım. Aksine, şimdi o döneme dönüp baktığımda nasıl biri olduğumu düşündükçe kendimden utanıyorum. Aileme karşı sabırsız, tahammülsüz, kendini beğenmiş ve durmadan sevdiği insanları, en yakınlarını eleştiren, onlara tepeden bakan, onların din anlayışını ve yaşayışını küçümseyen bir mahluk olmuştum. İnsan demeye dilim varmıyor. Dışardan bakıldığında ise, Dünya’daki müslümanların dertleri ile dertlenen, bir davası olan, Kuran’ı okuyup anlamaya çalışan ve çabalayan biri olarak tanınıyordum. Bu dönem başıma gelen bir musibet bütün bu gerçekleri ayna gibi yüzüme vurmuştu. Başıma gelen musibet kendi ellerimle yaptıklarımdan dolayı olmuştu. Sorumlusu sadece bendim. Kendimi en iyi ben kendim kandırmıştım ve bunun bedelini Rabbim çok şükür ödememe izin verdi.

2013-09-25 14.04.39

Uzun süre yine bu mânâ bulma konusunda bocalamaya devam ettim. Mânâ arayışım hep sürdü. İpin ucunu bulmuştum ama gerisini bir türlü getiremiyordum. Bu durum beni çoğu zaman depresyona sokup sokup çıkarıyordu. Sonra evlendim. Duygu dünyamdaki iniş ve çıkışlar bazen normal bazen şiddetli şekilde devam etti bir kaç sene. Bunda evliliğin ilk yıllarının zor olmasının da payı vardı elbet. Sonra ne zaman ve nasıl olduysa, kendime acımaktan, seve seve acı çekmekten vazgeçtim. Acı çekmenin verdiği hazza nasılda müptela olduğumun farkına vardım. Acı çekmek, hayata ve insanlara olumsuz bakmak, sorumluluk almaktan kolaydı. Birgün ne kadar çok şükredecek nimetlere sahip olduğumun farkına vardım. Şükrettikçe sevdim, sevdikçe şükrettim. Bu şükür sadece dille değildi, sevdiklerime karşı sorumluluklarımı sevgi ile yerine getirmek te şükretmekti. Şükretmenin farklı halleri olduğunu keşfettim ve keşfetmeye devam ediyorum. Bu yazdıklarımdan oldum, bittim, hayatın anlamını buldum, cenneti garantiledim anlamı çıkmasın, çünkü bu hem dil ile hem de hal ile şükür etme halini her gün, her an gerçekleştirmek hiçte kolay değil. İşte bir zamanlar korkup kaçtığım tasavvuf burda benim için tekrar devreye giriyor. Başka bir yazıda tasavvufla yeniden nasıl tanıştığımı anlatırım inşaAllah.

 

Reklamlar

Acı çekmenin dayanılmaz cazibesi ve şükür” için 12 yorum

  1. Tasavvuf’un bütün doğruları Kur’an’da mevcut olup yanlışları, kendinden neşettir. Ancak bunların toplamı Tasavvuf olduğu için İslam’dan başkadır.

    Bu sözlerimde ilk dönem mutasavvifları olarak lanse edilen bazı sahabeler ve tabiin müstesnadır. Müslümanlar arasındaki siyasi ve sosyal çekişmelerden bunalan ya da saltanatın şaşalı ve zulüm ve tuğyan barındıran hayatına tavır koyarak zühd hayatı denen bir duruş sergileyen bu mü’minlerin yaşadığı genel anlamda Kur’an ve Peygamberin yaşantısından esinlenmiştir. (Daha geniş bigi için Prof. Dr. İbrahim Sarmış’ın Teori ve pratik açıdan Tasavvuf ve İslam adlı kitabı okunabilir.)

    Ancak, şunu da itiraf etmek gerekir ki İslami Uyanış (İslamcılık deniyor genelde) maneviyat, sevgi ve ibadetteki ruh ile ilgili dişe dokunur birşey söyleyememiş, gereken önemi vermemiş ve bunların kendiliğinden halolacağından hareket etmiştir. Halolmadığı için de birçok İslamcı yazınızda bahsettiğiniz süreçleri ne yazık ki ama doğal olarak yaşamıştır…

    1. Tasavvuf islam degilse o zaman islamcilik/islami uyanis ta islam degil, sizin degiminizle…

      Islamcilik’in dogrulari Kuran’da mevcuttur, yanlislari kendinden nesettir. Ancak bunlarin toplami Islamcilik oldugu icin Islam’dan baskadir.

      Islam o degil, bu degil, Islam olan ne o zaman?

      1. Elbette ki İslami Uyanış v.b. hareketler İslam değil. Ama İslami Uyanış Peygamber a.s. vefatından sonraki her buhran döneminde müslümanların tekrar temel kaynaklara dönmesi ve o çerçevede yaşaması için (Ey iman edenler, iman ediniz… 4/136 gibi) ortaya çıkan hareket, fikir ve mütefekkirlerin tamamına denebilir. Bunların her savunduğu İslam’dır demek elbette doğru değil, yol ayrımlarında yanlış yolu seçip İslam’dan oldukça uzaklaşanlar da olmuştur (İŞİD gibi). Ancak temel kaynaklara dönüşü sağladığı için İslami Uyanış hareketleri için değerlidir. İslam ise sadece Kuran’dadır, gerisi ona uyduğu veya çelişmediği kadar değerli ya da İslamidir (Kuran’ın Furkan sıfatı).

        Ali Bulaç Meali

        Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. 5/16

  2. Islam nerededir diye sormadim. Islam olan nedir diye sordum.

    Ayrica AMA ve ANCAK kelimelerini kullanarak aslinda Islami Uyanis’in islam oldugunu iddia etmis oluyorsunuz, ama güya iddia etmiyorsunuz. Bilmem farkindamisiniz?

  3. Tasavvuf hakkında dişe dokunur bilgim ve görüşüm olduğu söylenemez. “İnsanlar sayısınca Allah’a ulaşmanın yolu vardır.” ben bunu biliyorum.
    Yazınızı okurken genel çerçevede benzer süreçler yaşadığımızı fark ettim. Gerçi ben hala düze çıkamadım ama, Rabbim hepimizi doğru yoldan ayırmasın.
    Değişmedikçe değiştirilmeyecek olmamızın ne büyük adalet olduğunu düşünüyorum bu aralar ve de değiştirmek için değişmenin şart olduğunu. Değişmek sanlıcı bir süreç, irade gerektiriyor.

    1. Faesko, yorumun icin tesekkur ederim. Umarim en kisa surede düze cikarsin. Bu süreçte en fazla yapabilecegin sey dua etmektir, hem sözlü hem fiili. Benim de tasavvuf hakkinda fazla bilgim yok, ama senin de ekledigin gibi ” “İnsanlar sayısınca Allah’a ulaşmanın yolu vardır.” Buna ben de inaniyorum. Bu gerçegi ilk okul ögrencilerime resmedebilecekleri bir hikaye anlattigimda anladim. Cocuklara cok detayli, ve bu detaylari cizebilecekleri bir kisa hikaye okudum. Ve cocuklar bu hikayeyi kagida çizdiler. Sinifimda 30 cocuk vardi… 1 hikayeydi ama 30 farkli çizim oldu. Hepsi birbirinden farkliydi. Genel hatlari ayniydi (üc agac, dallarinda iki kus, 4 çicek vesaire) ama detaylari cocuklar o kadar farkli cizmislerdi ki, hayret ettim. Eger 1 hikaye bile 30 farkli sekilde anlasiliyorsa, Kuran’i okuyanlarin onu TEK ve degismez bir sekilde anlamasi sadece insanin kendini kandirmasidir.

  4. İslami Uyanış (hareketleri) temel kaynaklara dönüşü sağladıkları için değerledir ve Kuran’a uygun önerilerde bulunduğu ölçüde İslamidir. Bunun için de İslami Uyanış olarak nitelendirilir. Önerileri Kuran’a uygun değilse İslami değildir ve bu önerilerde bulunanlar İslami Uyanışa da dahil edilemez. Amalar ve ancaklarla söylemek istediğim buydu.

    Tasavvuf’la farkı ise Tasavvuf’un apayrı ve Kuran’la çelişen yönleri çok olan bir metodoloji sunmasıdır.

    Sadece Tasavvuf’a ait sanılan ve bu yüzden Tasavvuf’un albenisini arttıran, kardeşlik, infak, fedakarlık, sabır, sevgi, sebat, şükür, tefekkür, zikir gibi kavramların da Kurani kavramlar olduğunu gözardı etmemeliyiz. Kuran’la olan münasebetimiz hakikate daha yakın oldukça, bu kavramların da Kuran’ın istediği derinlikte hayatımıza maddi ve manevi olarak nufüz edeceğine inanıyorum. Bu manada İslam Kuran’dadır ve İslam Kuran’dır. Allah’a ve O’nun Sözüne teslim olduğumuz oranda da müslüman oluruz.

    İsmet Özel gazete yazılarına son verdiğini açıkladığı yazısında “İslam’ın sadece kitaplarda, müslümanlarınsa sadece mezarda olduğu bir çağda yaşıyoruz” manasında bir cümle etmişti. Bu cümleyi, umutsuzluk anlarımda her zaman hatırıma gelse de, doğru bulmuyorum. İslam da müslümanlar da aramızda var, yeter ki yaşayalım, yeter ki görebilelim.

    Kendisiyle sohbetlerimizde yukarıda saydığım kavramları da konuştuğum zamanlarda Tasavvufi bir hayat yaşamak isteyin bir kardeşim “abi sen bir gün sofi” olacaksın der hep bana. Oysa benim tek yaptığım Kuran’ın o konulardaki yaklaşımını kavrayabildiğim ve anlatabildiğim oranda konuşmak. İslamcı abilerimi de bu konularda çağımız İslamcılığının bu ve benzeri manevi konuları ıskaladığı ile ilgili birçok kez eleştirilerimi sundum. Ama ne yaparsın, her zaman kurtarmamız gereken bir Filistin, alaşağı edilmesi gereken zalim bir düzen, bu tip maneviyatı da kullanarak dini hayatı işgal eden hurafelerden temizlenmesi gereken bir din gibi daha birçok daha mühim işlerimiz vardı. Ama kendini kurtaramayan, dönüştüremeyen hiç kimsenin veya hiçbir şeyin de değişimine veya dönüşümüne sebep olamaz…

    Neyse… Allah hepimizi ıslah etsin ve ayaklarımızı yolunda sabit kılsın…

    1. Sen diyorsun ki “ben Tasavvuf’a girmeden/ilgilenmeden onlar gibi düsünüyorum/kavriyorum, ve sadece Kuran’okuyorumda böyle oluyor,” Iyi güzel, bu da senin metodun/yolun olsun, ama bu Tasavvuf’un gayri islami metod/yol oldugu anlamina gelmez ve senin metodunun/yolunun tek yol/metod oldugu anlamina da gelmez. Cunku dolayli yoldan bunu iddia ediyorsun.

      .

  5. Onlar gibi düşünüyorum demiyorum, vitrinlerini süsleyen birçok kavramın Kurani olduğunu ve Kuran’ın okunması ve yaşanılmaya çalışılması halinde insanların duyunca veya görünce etkilendikleri hallerin Kuran tarafından oluşturulduğunu söylüyorum. Tasavvuf ise bundan çok çok başka şeyler belirtir.

    Tasavvuf’un metodolojisi derken, vahdet-i vucüd, şeyh-mürid ilişkisi, insan-ı kamil olurken katedilmesi/ulaşılması gereken fena fillah gibi seviyeler, doğru bilgiye ulaşma araçları, evliya ve enbiya karşılaştırması, şirk içeren diğer dinlere yaklaşımları, nefis terbiyesi ve nafile ibadetler adı altında önerilen ritüeller, zikir, tesbih gibi Kurani kavramlara yüklenen pratik anlamlar, keramet ve gayb gibi meseleleri kastetmiştim. Bu konularda daha sağlıklı bilgi edinmek için daha önce bahsettiğim İbrahim Sarmış’ın kitabı ya da bir Nakşi Şeyhi iken Şeyhliği ve Tasavvuf’u bırakan Fethi Aydın’ın Tarikat ve Rabıta kitabı okunabilir.

    Tek doğru yolun / metidun benim olduğunu iddia ettiğim ithamına gelince; ilk olarak niyet değil yazılanları okursak memnun olurum. Çünkü İslam’da tersi ispatlanamadıkça insanların beyanı esas alınır. İkinci olarak böyle bir iddiadan Allah’a sığınırım. Doğru/hakikat yalnızca Allah katındadır, O da Kuran aracılığı ile bunu bize iletmiştir. Benim, senin, onun, bunun, şunun, alimin, imamın, arifin, Tasavvuf’un, İslamcılık’ın, particiliğin, mezheplerin v.s. doğruları Kuran’dakine yaklaştığı oranda doğru, uzaklaştığı oranda yanlıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s