Kategorize edilemeyenler

Şifalandıran yazılar

Bir evvelki yazımda şifadan bahsettim. Bazen şaşıyorum bazı konuları kolaylıkla yazabilmeyi. Ve anlıyorum yazmanın neden bukadar zor olduğunu. Yazdıklarım aynı kolaylıkla yaşanmıyor maalesef. Herneyse… bir tavsiye için geldim bugün. Yıllar önce instagramda bir hesapla karşılaşmıştım, sonra izini kaybettim, tevafuk bu ya geçen gün instagramda yine karşılaştım. Bu hesap Şule Seda Ay’a ait. Ve ben onun yazılarını çok sevmiştim. Şifalandıran yazılar yazıyor bence. Tam bu şifa konusu gündemimdeyken ona tekrar rastlamak güzel oldu. Linki buraya bırakıyorum, belki sizin de şifalandıran yazılara ihtiyacınız vardır.

https://hthayat.haberturk.com/yazar/sule-seda-ay

 

Düşünceler, Ruh hali

Şifa

Çok şükür ki, ailemden veya yakınlarımdan korona virüsüne yakalanan olmadı. Bunun şükrünü asla eda edemem. Bu yüzden korona zamanı, yani suan benim için, hiç te kötü bir zaman değil. Zor günlerim oluyor. Haftada bir gün mutlaka moralimin diplerde olduğu günler oluyor ama genel olarak benim için faydalı bir dönem diyebilirim. Yeni bir dil öğrenmiyorum ama Almanca dilimi tekrar ediyorum. Bir çok konuyu unutmuşum. Bahçe işleriyle meşgul oluyorum. Evi düzenleyip topluyorum vesaire. Ama sanırım en önemlisi kendimle yüzleşiyorum. Özellikle zor günlerimde yaşadıklarım beni kendimle çok feci şekilde yüzleştiriyor, maalesef yüzleştiğim her konuyu buraya yazacak kadar cesur değilim, ayrıca mahremiyet konusu da benim için önemli. Yine de bu yüzleşmeden biraz olsun bahsetmek isterim. Nasıl bir eş, nasıl bir anne, nasıl bir evlat olduğumu suan ki kadar net gördüğümü daha önceden hatırlamıyorum. Hangi ilişki türü olursa olsun, insanlar onlarda onlar çocukken açılan yaraları ile birlikte bir ilişkiye giriyor. Hepimiz yaralarımızla bir ilişkinin içersine giriyoruz, bu eş ilişkisi, dost ilişkisi, ebeveynlik vesaire olabiliyor. Umudumuz aslında birbirimize şifa olmak, ama insanız işte, hatalar yapıyoruz ve birbirimize şifa olacakken, birbirimizin yaralarına bazen bilerek bazen farkında olmadan tuz basıyoruz. Ben karşımdakinin yaralarını deşip kanatıyorum o da benim yaralarımı deşip kanatıyor. Ve bir kısırdöngü olarak bu böyle devam ediyor. Peki bu kısırdöngüden nasıl çıkarım diye düşünmeden edemiyor insan. Kesin bir cevabı yok. Bu kısır döngüden çıkmalıyız yoksa, bu korona döneminden pek te sağlıklı bir ruh haliyle çıkamayız sanırım.  Ve daha çok yara almamak için, ilişkilerimiz bile son bulabilir. İstediğimiz bu mu? Hayır sanmıyorum.. Peki nasıl şifa bulucaz? Şifa nerede? Şifa sanırım, kendi yaralarından çok önce karşındakinin yaralarına bakmakla başlıyor. Kendi yaran acıyor, çünkü bu yaraları depreştiren var, can havliyle sen de karşındakinin yaralarını deşiyorsun. Onun da canı yansın. O da ağlasın. Oysa yarası acıyan, kanayan biri olarak karşımı zdakiyle empati kurabilsek, bu hareketim onun yarasını deşiyor, deşmeyim desek. Hatta, mümkünse önce onun yaralarını sarsak. Sanırım ne zaman kendi yaralarımızı, kendi acımızı bir kenara bırakıp karşımızdakinin yaralarını sarmaya, iyileştirmeye başlıyoruz, o zaman biz de iyileşmeye, şifalanmaya başlıyoruz. Kolay değil, biliyorum. Ama bir tercih yapıp yola devam etmeli. Yaraları desen mi olacağız, yaraları  saran mı olacağız? Rabbim bizleri birbirine şifa olanlardan eylesin. Amin.

Alıntı, Şiir

Ayşe Sevim – Topal

bu sabah olmak istediğim kadın uyandırdı beni
sesi cetvelle çizilmiş
“neden gelmedin” dedi bana
“hala geliyorum, topallar gecikir” dedim

bu sabah olmak istediğim kadın
gökyüzünü yere indirip boğazıma doladı
yıldızlar şah damarımı kesti
“Allah kimseye böyle ölüm nasip etmesin”
olmak istediğim kadın mıhladı beni
ambulansa bindiğimde bir fatihayla yüzümü gözümü ovuşturdu hemşire
doktor röntgeni kaldırıp bakınca
kayan yıldızlar gördü

bu sabah olmak istediğim kadın
cenazemde ne çok ağladı bilsen
direksiyonsuz arabayla takip ediyordum onu kaç yıldır
kendimle olmak istediğim kadın arasında
milyonlarca kaza vardı
milyonlarca kere
cepleri sargı bezleriyle dolu tuzaklara çarptım

ölünce
not defterimin içinde kıvrılıp uyuya kaldı yapacaklarım
ölünce
şiir için topladığım malzemeler kıldı namazımı
hoca onlara:
“nasıl bilirdiniz bu hatunu” dedi bir ara
“topaldı” dediler

Düşünceler, Sohbet notları, İnanç

Şükür

Şükür kelimesi çok kolay kullanılan bir kelime, fakat idrak etmesi herzaman kolay olmuyor maalesef. Bu konuyu düşünürken birden aklımda şimşekler çaktı, tabir-i caizse jeton düştü. Şükür her dinde veya başka hayat görüşlerinde mutlaka dile getirilir. Kuran’da şükürle ilgili bir çok ayet vardır. Bilmiyorum nerden geldi bu düşünce aklıma, ama yanılmıyorsam bir sohbette işitmiştim, fakat işittiğimi duymak bugüne nasipmiş. Şükür etmemek sanki günahların temelini atmak gibi birşey. Zina eşin/ailen için şükretmemek, hırsızlık nimete şükretmemek (istisnalar var elbet, aşırı yoksuluktan) Yaptığın işi savsaklamak işine şükretmemek vesaire. Elbette insanız ve hatalar yapacağız bilerek yahut bilmeyerek.

Lakin ne güzeldir ki, Allah günahlara kalkan olarak şükür nimetini bize hediye etmiş. Elhamdülillah. 💕

Düşünceler, Ruh hali

Sonbahar

Hayat ne zaman başlıyor diye sorsa biri, sonbaharda başlar diye cevaplardım. Kayda değer bir hayat birşeyleri bırakınca, bazı şeylerden vazgeçme cesareti gösterince başlıyor sanki. Özellikle de nefsimizin yana yakıla istediği şeylerden vazgeçebilince. Tabii kimin için ve ne için vazgeçtiğin çok önemli…

Gördüğüm alemin ardında nice alemler var. Nasıl mı görünür görünmez sandığım? Şükür, güzel bakıp, güzel görmek. Güzel düşünmek. Güzel’i düşlemek.En çokta mavi gökyüzünü ateşe veren Sonbahar’da…

Kategorize edilemeyenler, Ruh hali

Mecburiyet

Yıllar önce, yanlış hatırlamıyorsam eğer, 2006 yılında Hollanda televizyonunda Yaz Konukları (Zomergasten) adlı bir program izlemiştim.Konuk Hollandalı bir felsefeciydi. Hatta bu adamdan üniversitede ders almıştım. Program Tarkovski’nin bir filminden bir fragmanla bitmişti. Ne filmi ne de o programın içeriğini tam olarak hatırlamıyorum. Fakat program bittikten sonra hissettiklerimi çok iyi hatırlıyorum. Acil bir ihtiyacını gidermesi gereken biri gibi kalem ve kağıt aramaya koyuldum. Bulur bulmaz yazmaya başladım. Yazan sanki ben değildim, birileri elim ve yüreğim olmuştu. Taş gibi yüreğime, izlediğim bu program kazma ile vurmuş ve sanki bir göz açılmıştı. Oluk oluk kelimeler akıyordu. O kendimden, kabımdan taşma hissini asla unutamıyorum. Neler neler yazdım bilmiyorum. Aklımda kalan cümle: ölene dek yazmak istiyorum, çünkü yüreğim buna mecbur.

Düşünceler, Ruh hali

Duvar dile gelirse…

İçimde, kendi ellerimle ördüğüm, duvarı yıkacak sözler diliyorum Sen’den. Bugün bir tuğlanın dile gelip kıpırdayışına şahit oldum. Toprağa, yağmura ve Nur’a hasreti dayanılmaz hale gelmiş. Balyozla değil,Lütfunla, Kereminle, Rahmetinle ve dahi Muhabbetinle olsun olacaklar. Amin.